Uzun zamandır yazıp yazıp sildiğim yazılarım var.Sürekli değiştirip kaydetmeden çıktığım tasarım farklılıklarım..
Keyfimiz yok zira ananemiz çok hasta .. Kafamın için de hep aynı cümleler..
Yaşlanmak ne kötü...
Yaşların getirdiği izler çizgiler değil kastettiğim.. Büyüttüğün baktığın çocuklarının,torunlarının ellerinde bakılmayı bekleyerek,bilinçsizce, bebek gibi bakıma muhtaç kalarak ,ifadeye gücün kalmadan yaşlanmak..
Yaşadığın tüm güzel anıları unutturmacasına bunca acı çekilmesi.. Kalbinde az yara varmış gibi, vücudunda yaralar açılması.. Sonu beklemek.. Ve sevdiklerinin, senin acı çektiğini bile bile bir gün daha beraber geçirebilmek için ettiği dualar.. Yaşlanmak ne acı..Yaşamak ne nankör...
Gözümü kapayınca dedem,ananem, biz koşuyolunda parktayız.. dedem bize dido almış bir de baharatlı panço ananem de sever diye..
Gözümü açınca dedem yok çoktan gitmiş,ananem karşımda işte o yatakta öylece yatıyo.Orada olduğumun farkında bile değil..Sanki üzerimizden sonsuz geçmiş... Sanki o çocuk ben değilim,sanki o anı benim değil gibi.. Bütün o sahte,bütün o gerçek gülüşlerin içine bakıldığında aslında hayat ne acı,yaşanan bütün o alfa olabilme sevdaları ne anlamsız... Sonu bile bile yaşamak ... Acıların en büyüğünü sevdiklerinin birer birer yittiğini görerek.Cennette cehennemde bu dünyada diyorlar ya haklılar bence.
Bi çikolata da insanı böyle ağlatır mıymış ?
Hiç bırakma emi..
Canını sevdiğimin sonbaharı hoşgeldin be... Üşüyerek ,sarılarak mutlu uyanmayı ne de çok özlemişiz..:)
Eylül özel bir ay benim için. Hani moda dergileri için eylül aslında ocak ayıdır ya benim için de yılımın miladı sanki.. Hem sarı hüzün hem toprak kokusu huzuru ,mutluluğu..
Üşüyerek,ürpererek uyanmayı seviyorum. Sabah sırtımda pamuklu yumuşacık bir hırka ,üşümüş ayaklarla ,elimde fincan,oğlumun patisi bacağımın üzerinde, Monica Molina dinleyip huzur bulmayı seviyorum.Sevgiliye sokulup sonbahar kokusunu içime çekip hareketsiz,acelesiz kalmayı ,sonbaharın evimdeki serin varlığını ,yeni başlangıçları seviyorum...
Tüm yaşadıklarından acılarından arınabildiğin yılın bu zamanının kıymetini biliyorum.
Bu yüzden midir ki her mevsimi sonbahar Londra'yı bu kadar çok özlüyorum ?
Zaman nasıl geçiyor.. Hayat nasıl değişiyor, değiştiriyor seni.. Londradan döneli tam 3 sene,evleneli 1,5 sene,27gün sonra da oğlum hayatıma gireli tam 1 sene olacak.. Göz açıp kapayana kadar geçti gitti koca bir yıl tam da nasıl büyüyecek bu köpek derken...
Çiftlikte onu ilk görüşüm,bütün gece uyuyamamamız, dayanamayıp ertesi sabah koşa koşa gidip alışımız, evdeki ilk günü , ilk gecesi,korkuları,bitmek bilmeyen hastalıkları,aşıları,iştahsızlığı,veteriner maceraları,bitip tükenmeyen enerjisi,yaşattığı panikler ve tabi çizginin öte yanı sonsuz sevgisi,oyunları,bizi rehabilite edişi,şükrettirişi,merhametiyle göz dolduruşu,dost oluşu,can oluşu ,evlat oluşu....Bir değil bin senedir benimmiş, benimleymiş gibi..
27 eylül 2009'da girdi bu küçük adam hayatıma.. Aynı günde sonsuza kadar kaybettiğim başka anılar adına.. Daha gelmeden adı sanı hazırdı.. Hasta hasta geldi avuçlarıma o panço kokusuyla, ürkek çocuksu korkusuyla ... O zamandan belliymiş ne nanemolla olacağı da biz anlayamamışız..: )
Labrador farklı bir ırk bence..Alabildiğine yorucu,alabildiğine sevgi dolu..Korumaya değil,korunmaya muhtaçlar...Gerçekten bir şeyi karşılıksız sevmek böyle bir şey olsa gerek.Hiç büyümeyen bir bebek gibi.. Kimi zaman yoruluyorum bu süreçte,pes ediyorum; o zaman hemen Lokum'un olmadığı bir anı hayal ediyorum.Hemen duruluveriyorum..13 tane sene de ya şu bir sene gibi göz açıp kapayıncaya geçiverirse diye.Yumuyorum gözlerimi uzun uzun dua ediyorum"allahım iki sevgilimi de benden ayırma..." diye.